Dağına göre kar, alabildiğine deniz.

Aklımdan Taşanlar

GENEL

Esenlikler efendim!
Yine bir uykunun dahi baş eğdiremediği zaten ölsen eğdiremezsin de o başı… bir gece. Içimde bir şeyler. Bilmiyorum, neden? Yorucu, hüzünlü, erkekliğe toz kondurmaz cinsten ağır ama yokmuş gibi…
Olmaz mı size, bazı geceler uyutmaz, düşündürür? Düşündüğünü bidirmez, anlamlandırmaz. Anlasa jetonu sayesinde geç anlar. Bazen olur öyle şeyler vesselam.
Düşünüyorum. Aramadan, kafa yormadan, sakince, umutsuzca ama umut eder gibi… bilmiyorum. Bilemiyorum. Değişik bir kaygı var içimde. Sanki birisi ölmüş de benden saklanıyormuş gibi. Veya biri gelmiş sevmediğim biri onu görmek istemediğim için saklanıyormuşum gibi. Ama sanki sevdiğim, yolunu gözlediğim biri gelmiş de cesaretimi toplamaya çalışmakla kendime çeki düzen verip içimdeki benle konuşma provası yapar gibi.
Biliyor musunuz bu duyguyu? Bu hissin adı ne? His mi ya da bir içsel debeleniş mi? Kendimle barışık bir insan değilim galiba… halbuki hep doğallıktan da yanayımdır. Doğam gereği uysal değil hiperaktif mi derler her nasıl bir karın ağrısıysa öyleyim.
Yazıyorum. Ne yazdığını bilmeden, aklından taşanları kalemiyle hizalamaya, dizginlemeye çalışıyorum, benim deli tayları. Sözcükleriniz var mı, hizaya girmeyen, doldurdukça taşmayan, döktükçe tükenmeyen?. Benim var. Sağlam bi dostluğumuz var. Sevgiliyiz de diyebilirim. Çok sadıktır. Aldatmaz, küsmez, kırılmaz, bitmez, tükenmez. Yeniler, yeniletir, ve yenilenir.
Bu devirde zor arkadaş böylesi sevda. Nereden bulacan da koyacan gönül tahtına kurulacak böylesi sadakatlisini. Aman nazar değmesin. Mavi boncuğumuzu takalım boynumuza. Bu devirde zor nasıl olsa.
Devir mi zor, deviren mi? Devir yerinde, devirenler devrederken bir başka devriyeye. Zor üstadım zor. Kendinle konuşmak ne kadar zorsa, yaşamak da zor. Sevmek, sevilmek de…
Ne kolay peki? Dinlemek kolay anlamak zor. Sevmek kolay sevilmek zor. Zor Allahım zor!
Yollar peki? Uzun yollar neden var? Yol neden uzar? Uzun yollara çıkanlar var. Dönenler var mı? Yolları neden uzun yapmışlar? Kestirmesi yok mu? Patikası falan. Yağmur yağdığında yumuşayan toprağa bata çıka. Keşke olsa. Her uzun yolun bir kısa patikası. Hayvan tezekli olsun. Hayvanlar akıl ediyor da o kısa yolu biz neden uzun yol arayışındayız? Uzak yollar… gidip gelen, gelip giden…
Bir de dağlar var. Dağlar ah o dağlar. Tanrı ile yakın. Gök ile koyun koyuna. Utanır arada gök alabildiğine kızarınca. Dağlar umuttur bana. Aşktır. Hani o uzun ve uzak yollar dağda olsa daha bi şirin gelir bana. Dağlar ki omzundaki kamburuyla barışık. Dağlar ki birbiri ile omuz omuza. Üstü ayrı boran altı ayrı yayla. Dağlar umudun resmi.
Denizler var yolu belli olmayan, hudutlu. Sularla taşır, sürükler herkesi. Içi ayrı zengin dışı ayrı sefil. Dev metal yığınları sanki kağıttan gemiymişcesine taşır bana mısın da demez! Tevazu abidesi. Içine çeri çöpü alır leşi almaz. Onun fıtratı da öyle yaratan terazisi şaşmaz. O da benim gibi bir dolar bir taşar. Yerinde durmaz.
Taştıkça taşsada söyleyeceklerim, evreni saysan bitmez diyeceklerim. Diyeceklerimi de ancak yazarak söylerim. Arif Nihat Asya ne güzel söylemiş: “Mektup mu gelirmiş masal olmuş yardan, in göğsüme, dön göğsüme ey kalbim! Ne bekler unutulmuşlar unutmuşlardan.”
Güpgüzel geceleriniz olsun sabahı aydınlatan. Esen kalın!💙🙋‍♀️

Bir cevap yazın