Gözdağı

GENEL

Yüzümde kocaman bir sırıtma ile yazıma başlamak istiyorum. Maske değil yanlış anlaşılmasın. Sahte değil. Kocaman bir sırıtma. Hayal edin. Alt dudak, üst dudağı sırtlamış sol yanağa çaya gitmiş gibi. Nasıl da güzel anlattım de mi? Yapın bakalım bu yazımı okurken.

insanlar birinin hakkında bir şey duymak istediklerinde kulakları büyür. Çanakları açarlar. İyice duymak için. Frekansı ayarlamak içinse gözlerini kullanırlar. Ne kadar büyük açarlarsa o kadar net duyacakmış gibi. Yaa gözler sadece görmeye yaramıyor cahil herifler!

Ne diyor bu deli dediğinizi duyar gibiyim dudaklar çeneye dökülmüş. Ah haylazlar! Hep bi esik, hep bi yalan, hep bi dedikodu ekmeğiniz. Kimse iyi olmasın siz kalın sağ. Dilerim kalırsınız Kazım Ağanın kurumuş alfat ağacı gibi.

Yeşilçam’ın faydaları. Bu söz de böyle beddua diye söylenmez kişi kendini ya da başkasını tasvir eder ama ben diyorsam iki kere düşünün.

Beddua diyecektim. Niye insanlar başkalarına hak etmediği halde beddua ederler. Hani meşhurdur ya sana geri döner. Edersin etmesine sövmenin yanına katık. Bilmez misin bu meret bumerang gibidir döner seni bulur. Hiç düşmeyecekmiş gibi maskesini takar yüzüne.

Yanlış anlaşılmasın aman. Korana da taktığımız hijyenik maske değil; aman kızlar yumurtayla, salatalıkla, çayla, kahveyle ne bileyim envai çeşit şeyle yaptığınız maske de değil. Şu baloya falan giderken görmüşünüzdür filmlerde yoksa siz cahiller nereden bileceksiniz o maskeleri…

Görgüsüz olan biziz sonuçta. Görgüsüzlüğümüzü konuşturalım değil mi yazımızda da?. Iki yüzlülüklerini iyilik güzellik maskesi altında saklamaya çalışan şarlatanlar… bura biraz size koymuş olabilir, yutkunamayıp su isteyenler, itinayla gazınızı alacak söz çok bende su gibi için bakalım satırları. Laf öyle değil böyle sokulur. ! Bazı insanlar kendilerini o kadar dev aynasında görürler ki İskender’in Ainesi gibi satırlarımı okuduklarında kendi suretlerini de görmeye başlayacaklar. Ama bu insanlar o kadar cahiller ki, yazı okumazlar. Kitaplar bitirirler. Okuya okuya okunacak hale gelirler. Yazık lan. Ne sanattan anlarlar ne bilimden. Bildikleri ya karı ya koca kavgası. Gelecek hayalleri üç çocuk politikası. Ilber Ortaylı’nın cahilleri kulağımda.

Ne çok güldüm. Sinirlerim mi bozuldu ki.. yok canım daha neler… Ben burda bi tiye alma çabası içinde de değilim. Alsam alsam bu eşşekliğimle sizi gönlüme alırım. Hani attan düşen ölmez eşşekten düşen ölür der ya Atalarımız. Ona göre. Gönlümüzden eşşekten düşürür gibi düşürürüz hak edeni. Lan bi bakın bakalım o kadar da aptala mı benziyoruz. Sizin ufacık balık beyniniz varsa bende de kaplumbağa hafızası, karga kini var. Ben yazıyorum biliyorsunuz unutmayın istedim.  

Neyse, şimdi o kadar gözdağı hazımsızlık yapar bunlarda. Bi durum güncellemesine müteakiben size son sözüm Neşet Ertaş’ın da dediği gibi “Aman desinler desinler şeker yesinler!” Dikkat edin bu güzel söze. Siz kim bilmem babasının ağzına, sülalesine, anasına, bacısına, gardaşına söverken ağzınızla. Açık olan ağzınızla… size şeker gelir.

Şeker yesinler! Bizim bedduamız da bu olur ancak anlayana. Ne güzel bir kültürden gelmişiz halbuki… Demem de o ki cahil insanlar gibi kötü söz edecek değilim sözüm meclisten dışarı. Ben kalemimle sizi en münasip yerlerinizden vururum zaten. Bir gün okursanız bu merakla, geç sayılmaz cevabınızı cuma namazına müteakiben kaldırılacak cenazelerde sırıtarak verirsiniz. Hepinizi çok seviyorum. Unutmadan Neşet Ertaş’ın Kesik Çayır türküsünü dinleyin. Şekerlerinizi yerken. Sonra da Yanıyorum türküsünü açın kendinizi ateşe verin. Yanmanın keyfine varın. Esen kalın! Soda için.

01:09/15.09.20|fk

Bir cevap yazın