Yolunda...

İlerlerken dönemezsin!

GENEL

Esenlikler!
Yazamadım birkaç gündür. Çok şey yaşadım ama anlatmak için önce hatıra süzgecinden geçirmeliydim. Yüzüm gülüyor. Mutlu da oldum. Akabinde kalbim güm güm! 10 yıl geriye gidelim. Yaş 18. En deli çağlar. Siyasi görüşün şekillenmesinin de, aşkında…
Bir deli kız. İçinde bilmem nereden esen deli mi deli, başı bozuk fırtına. Savrulmuyor. Rüzgar da olsan savrulursun. Savrulmuyor. Ayaklarını diremiş. Fırtınaya, kasırgaya vermiş göğsünü. Sen hayırdır birader! 

😅

gözünü daldan budaktan sakınmaz. Ama güler yüzlü, şevkatli, çalışkan. Hedef belli. Üniversite.
Oku Allah’ım oku! Testlerdi, denemelerdi. Nereden bilsin gönül işini. Tutturmuş bir yol. Sarp bir geçit. Bir omuzluk yol. Gidiyor korku nedir bilmeden. Arada çığ düşüyor, ayağı kayıyor. Canı yanıyor. Gizli gizli ağlıyor. Ama pes etmiyor. Atası gibi Tunç yürekli.
Biri çıkıyor karşısına soğuk havalarda içini ısıtan. Öyle bir gülüş ki gözlere akan. İnsan baktıkça bakmak istiyor. Ergenliğin verdiği stres, gelecek kaygısı, ve daha bir sürü telaş. Kara yağız.
Sarp geçitten geçerken ne sağına bakıyor ne soluna istikâmet tam yol ileri. Sağı kaya solu uçurum. Gerek yok diyor. İlk hedefine ulaşıyor bin bir güçlük, emek, çaba… gidiyor uzaklara.
Kara yağız, güldü mü güneş doğan nerede kaldı, hatıralarda. Arada sırada, ayda yılda bir mesaj. Başka da yok. Yine de gurbette yüzünü güldürüyor insanın. Yalnızlığını unutturuyor. Ama diyor. Ama çok uzakta kaldı.
Bir zaman geliyor. Evlenmiş. Onun kadar mutlu oluyor. Sevmek de zaten bunu gerektirmiyor mu? O mutluysa sen mutlusun. Kiminle olduğunun pek bir önemi yok. Ya da kendimi mi kandırıyorum. Bilemedim. Sonra yıllar birbirini kovalarken kendi gibi bir çocuğu oluyor. Güldü mü dünya gülen. Ona da seviniyorsun. Sevmek bunu gerektirir. Benim sevgim dümdüz bir istikamet üzere devam ediyor. Kim olursa olsun! Nerede, çok uzakta. Mutlusun. Yakın sevemiyor. iki kalbi kaldıramaz o sarp geçit. Bir menzilde durup diğerine sürekli yol alıyor. ileri gidiyor. Geri dönemiyor. Dönerse…
10 yıl dile kolaymış harbiden. 10 yıl önce 18 yaşına girmiş olmanın gururu ile, sen hayırdır ya! Diyor yine. Önüne gelene. Samimiyetle. 10 yıl sonra. Yaşamış. Görmüş geçirmiş. Her şeyi arkasında bırakmış. Babası bile göçmüş gitmiş. Sevgisi kalmış sağ. Yorulmuş, çökmüş nerede on yıl önceki gurur ve vurdumduymazlık. Daha bi tedirgin. Daha bi tecrübeli.
10 yıl sonra küllerinden mi doğmuş yoksa hiç mi sönmemiş bilinmez… Sezen Aksu radyoda, başka sevgilerde teselli bulunca, işte biz o gün tükeneceğiz, diyor. Tükenmiyor anasını satayım. Yanıyor, dumanları etrafa saçılmış. Göz gözü görmüyor. Kendini yaktığı yetmiyor etrafı da yakıyor.
Olmaz velhasılı. Kaçtı o tren. O yangına su ya da rüzgar gerek. Ama ben toprak atıyorum. Gömüyorum onu da toprağın altına iki metre kefen bile almadan. Kefensiz. Selasız. Duasız…
Yağmur yağdı filiz verdi. Ölmemiş. Tomurcuklandı gonca oldu. Çiçek verecek. Bu gülü nasıl budayacağım bilmiyorum. Bülbülün güle olan aşkı gibi… bir hikaye daha doğuyor. Buna ne gazeller, mesneviler düzerdi Fuzuli yaşasa. Leyla ile Mecnun kim köpek!
Derviş gibi yollara düşme zamanı. Yalnızlığa alışmışsa bir insan kaldıramıyor arkasına bakmayı. Bakarsam, dönmek isterim. Dönersem ya düşersem. O kadar emek. Hasılı sevmek gerek. Ama ileri giderek.
Cevap mı bekliyorsun. Geri dönmek imkansız. İleride bir menzil var. Tıpkı ondan önce ve sonrakiler gibi. İleride bekle beni. Ben dönemem geri.

Peki siz ne yapardınız?

Leave a Reply