Sevmek

GENEL

Sevmek mi dedi birileri? Sevmek, sevilip sevilmediğini umursamamaktır. Sevmek fırtınalı havada ateş yakmaktır. Sevmek mi dediniz? Sevmek Türk Edebiyatının her alanındaki o benzetme, hani bir pervane ve bir de ateş… Atsız’ın “pervane olan kendini gizler mi hiç alevden…” demesi.
Sevmek elasına, karasına, mavisine, yeşiline göz göz nazar etmek. Sevmek bin bir çiçeçekli bahçede arı gibi her çiçekten bal almak değil. Bülbül gibi yana yana dikenli güle konmaktır. Sevmek Mecnun’un bir köpeğin gözlerini Leyla’yı son gören gözler diye öpmesidir. Leyla’sı değil. Sevmek milyarlarca yıldızın içinde göğe başını kaldırdığında sadece bir yıldızı farketmektir. Ya bir gezegendir o da ya Şimal yıldızı.
Sevmek ya kutuplar kadar soğuk ya da güneş kadar sıcak. Ortası olmaz bu zıkkımın. Seveceksen orta yolu da yok. Bir yanı sarp kayalık bir yanı gül bahçesi. Başlar biter. Ama unutulmaz. Yarım kalır ama yarda kalmaz. Sevmek bir deniz düşünün uçsuz bucaksız göz alabildiğine mavi. Sevmek o ufuk çizgisinde gelmeyeceğini dahi bile bile bir gemi beklemektir. Her kula nasip olmaz bu illet. Verem gibi sarar, sarartır benliğini. Sonra açar gül bahçesi.
Miski amber kokusu salar geyikler. Ceylanlar aslandan kaçar. Tilkiler tavşan kovalar. Filler karıncaları ezer. Sular çekilir sonra balıklar çıkar karaya. Yürüyemez, kaçamaz. Kurur ya beklemekten ya da ölür beklemeden.
Beklemek demişken. Beklemez çoğu seven. Beklerse sevmek olmaz sanır. Ya da unuturum. Ama ve lakin unutmaz. Beklese belki gelir. Dedik ya ortası yok. Beklemek ile dönmemek. Çelişkiyi sevmez.
Aslında yılan ile bozdoğan hikayesi gibidir. Ya sürünerek ya uçarak. Yürümez ki bu sevmek. Yürüyen de uçamaz. Uçan da sürünemez. Tabiatı böyle bu sevmek denen nesnenin. Nesne de değil ki… şeyin… hangi şeyin.? Sevmek biçimsiz ve renksiz. Girdiği kabın şeklini ve rengini alan. Yüzsüz ve gurursuz. Riyakar değil. Sadık mı? Sadakat de her nesnede olsaydı sadaka gibi az olmazdı.
Sevmek kutsal bir dağ. Dağın yamacında bir ulu ağaç. Ağacın dalına asılmış bir çaput. Sevmek, Nuh’un gemisine zarar vermeyen fırtına. Sevmek, İlyas Peygamberin ağacı yontması. Sevmek Muhammedi. Sevmek kutlu nesne.
Sevmek yüce dağ başında boran. Sevmek kasırgadan yılmayan. Sevmek yoksul bir çiftçi. Sevmek toprağın kendisi. Sevmek doğal afet. Çığ, deprem. Sevmek buzul çağlarını eriten. Sevmek çağ açıp kapatan. Sevmek ulu bozkırda bir kaya parçası. Sevmek iki hece. Sevmek at kişnemesi, yiğit narası. Sevmek bozkurt olup ulumak. Sevmek üç hilalli bir sancak. Sevmek kızıl bir gül gibi şehit kanı, sevmek muzaffer olmak. Kırmızı – Beyaz gibi.
Sevmek var ya o sevmek… yedi düvele karşı. Sevmek kutsal bir ülkü saltanata karşı. Sevmek ya bir yol açmak ya bir yoldan çekilmek. Sevmek denize döker düşmanını, o sevmek var ya o sevmek alır Ayasofya’yı.
Biz sevmeyi önceden yedi ceddinden bilen. Korkut Ata söylerken. Bağlamasında Neşet Ertaş, Ay dost diye inliyen. Biz sevmeyi ulu kam misali bir çadır ortasında… defimiz deridendi. Tokmağımız kemikten. Vurdukça inilerdi yedi kıta hep birden.
Sevmeyi Türk olup doğduğumuz gün bildik. Kanımıza şükürle kutlu kımızlar içtik. Mavi gök altında kurt başlı tuğlarla, dokuz tuğu im bildik balballı tepelere.
Babamızdan bildik nur içinde yatsın. Anamız öğretti ana sütü gibi ak dili. “Dilimiz Türkçe söyler kalbimiz Türkçe atar.” Dedi yiğit bir deli.
Sevmek anlatmayla bitmez hasılı söz yetmez, öz dersen ki bilmez kadrini kıymetini. Bilseydi insanoğlu, sevmek de tükenirdi söylenmeyen söz gibi.
Esen kalın.

🙋

‍♀️

💚

Bir cevap yazın