MİM

HİKAYE

Üç harf tek hece ‘mim’ ……….
Boyun büküklüğünü vav’dan çalmış,dik duruşunu elif’e borçlu bir harfti. Önceleri harf cümbüşünün içinde yeri en karamsar olan, sonlarda yer alışlarıyla unutulmuş ama haklılık payının kendisinde çokça bulunduran başı kendinden ağır olan mim artık ortalık pazarında gezinir oldu. Bundan sonra gölgelere sığınmayacak yeri geldiğinde kaçmayacaktı. Bedevi misali her zorluğa göğüs gerecek kumun kıvraklığını her zerresinde hissedecek ama gerekliliği asla elinden bırakmadan üstüne üstüne gidecekti karanlığın.
Sabahın en erken saatinde belinde mesnevi hikayeleriyle Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah diyarında yolculuk serenatını gerçekleştiren Mim: Yosunlaşmış düşüncelerle Mecnun kızgınlığına şahit olmuş diyara selam vere vere ilerliyordu. Bir tarafında tüm dünyaya nam sürmüş Nil diğer tarafında Nil”i yutmaya yeminli Sahra… Mim heybesinde bulundurduğu hikayelere rubailer ilave ederken bir köşede sessiz sedasız bekleyen nereye ne kadar damlatılacağı bilinmeyen mürekkep onu sarmaya yeminli, heran yalvarmaya mahkum gibi şehrin geceyi devirmesini bekliyordu. Kendinden emindi, Mim celladına kendi gelecekti. Safkan sarısını  başına dolayan, dokununca naftalin kokusu bırakan  en ufak kanat çırpışında bile şahlanmaya yeminli kağıt ,mürekkep hokkasının önüne sepeserpilmiş mahkum olduğu zamana göz kırparcasına etrafı kokluyordu. O da bekliyordu celladı ve kurbanı.
Mim yolculuk orucunu mürekkeple bozacaktı ve bunu biliyordu. Heybesini Kudüs duvarına astıktan sonra bir elinde kayıp giden iman diğerinde korkularla üstüne üstüne yürüdü celladının. Hazırdı hem yok olmaya hemde yokluktan var olmaya, kaybedecek hiç bir şeyi yoktu, zaten yarı suçlu sayılırdı. Tanık olması gereken yerde sanık olmuştu. Varlığın tek amacı yaşamakken oyunu ölüme vermişti.Ne dua istedi nede merhamet ve hazırdı, yumdu gözlerini, kendini hokkanın dibine bıraktı.

Derya OZAN

Leave a Reply