BİR KADININ YAŞAMINDA YİRMİ DÖRT SAAT

KİTAP

Gömlek yakalarının üstünde vurdum duymazlık maskesini yüzlerine geçirirler, dudaklarının kenarındaki kıvrımları yok edebilirler, heyecanlarını dişlerinin altına hapsedip gözlerindeki endişeyi saklarlar, yüzlerinde hareket eden kasları yapmacık bir kibarlıkla gizlerler ama işte ellerini kontrol edemezler.

Bütün dikkatlerini, varlıklarının en görünür yeri olan yüzlerine odaklandığı için ellerini unuturlar. Sadece bu ellere bakarak gülümseyen dudakların ve kayıtsız gibi görünen bakışların neleri gizlediğini anlayan insanlar olduğunu unuturlar.

Doğanın bazen ateşi ve buzu, ölümü ve hayatı, coşkuyu ve umutsuzluğu birkaç nefese sığdırabildiğini, her şeyden uzak kendi dünyamda yaşamış olan ben, ancak yirmi yıl sonra bu olayla kavrayacaktım. İnsan ölümün yaklaştığını hissettiğinde ölümün gölgesi kapkara düşüyor, işte o zaman hayatta her şeyin rengi soluklaşıyor…

Kitaptan alıntılar:

“Beni unutmuştu, daha bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.”

“Her şeyi öyle doğal, öyle büyük bir heyecanla anlatıyordu ki yaptıkları bir rezaletten çok geçirdiği bir nöbetin, bir hastalığın hikâyesi gibiydi.”

“İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.”

“…ancak hiç ağlamamış bir erkeğin ki kadar şiddetli ve korkunç bir hıçkırık sesi duyuldu.”

“Yarım yamalak bir gerçegin hiçbir degeri yoktur, asıl önemli olan bütünsel gerçeklerdir.”

“Gerçeği kavrayabilmek için belki yüreğin yanması gerekiyordur.”

“Bütün yalnızlar gibi özgür ve bütün özgürler gibi yalnızız…”

“…Uyumakta olan bebegini seyreden mutlu bir anne gibi ona baktim.. “

“Kim bilir belki de insanın kavrulan bir yüreğinin olması lazım,bunları idrak etmesi için.”

Bir cevap yazın