GERMİNAL

KİTAP

1860’larda Fransa’nın kuzeyinde maden işçileri, çetin koşullar altında yaşam mücadelesi vermektedir. Çalıştıkları ocaklarda her an iç içe oldukları göçük ya da grizu patlaması tehlikesinin yanı sıra, açlık ve sefaletle boğuşup dururlar. Son çare olarak gördükleri grev onlar için kaçınılmazdır artık. Her şeyi göze almaya hazırdırlar, içlerinde filizlenen umut en büyük destekçileridir. Ne yazık ki direnişleri acımasızca bastırılır. Şimdi geride sadece ölüm, kan, gözyaşı ve yok olan hayaller kalmıştır.
Germinal dünya edebiyat tarihinin en önemli eserlerinden biri. İnsanların çektiği büyük acıyı son derece gerçekçi ve evrensel olduğu kadar etkileyici bir dille de kaleme alan Zola, bu romanıyla adeta bir destan yaratmış.
Her satırında okuru duygudan duyguya sürükleyen, kâh yüreğini burkan, kâh öfkelendiren, kâh umutlandıran, soluk soluğa okunacak bir eser.

KİTAPTAN ALINTILAR

“Ayaklarının altındaki, ta derinlerden gelen inatçı kazma sesleri aralıksız sürüyordu. Arkadaşlarının hepsi oradaydı, her adımda onların gürültüsünü duyuyordu. Şu pancar tarlasının altında iki büklüm oturan, kesik soluğu vantilatörün homurtusuna karışan kadın Maheude değil miydi? Sağda solda, her yanda sarı başaklar, yemyeşil çitler, körpecik ağaçlar altında daha başka tanıdık yüzler görür gibi oluyordu. Nisan güneşi olanca görkemiyle gökyüzündeki tahtına kurulmuş, dört bir yana ışık saçıyor, doğum sancılarıyla kıvranan toprağı ısıtıyordu. Toprak ananın verimli bağrından yaşam fışkırıyor, tomurcuklar çatlayıp yeşil yaprak halini alıyor, tarlalar baş vermek için sabırsızlanan tohumların itişiyle ürperiyordu. Tohumlar şişiyor, çatlıyor, ısıya ve ışığa kavuşmak için toprağı yarıp dışarı fırlıyordu. Özsuyu büyük bir coşkunluk içinde hışır hışır yükseliyor, çatlayan tomurcukların sesi yeryüzünü kaplayan bitmez tükenmez bir öpücük halinde uzayıp gidiyordu. Arkadaşları durmadan kazma sallıyor, her an yüzeye yaklaşıyormuşlar gibi kazma sesleri gittikçe belirginleşiyordu. Cana can katan o nisan sabahında gökteki alevli yıldızın gönderdiği ışınlarla yanıp tutuşan uçsuz bucaksız ovanın dört bir yanından derin bir uğultu yükseliyordu. İnsan bitiyordu topraktan, gelecek yüzyılda ürün vermek üzere yavaş yavaş filizlenen, pek yakında yerküreyi sarsarak baş verecek olan, öç almak için yanıp tutuşan, kapkara bir insan ordusu boy atıyordu.”

“İnsan bitiyordu topraktan, gelecek yüzyılda ürün vermek üzere yavaş yavaş filizlenen, pek yakında yerküreyi sarsarak başverecek olan, öç almak için yanıp tutuşan, kapkara bir insan ordusu boy atıyordu.”

“Ve kazanları sönmüş makinenin çevresinde, kömür kusmaktan yorulmuş kuyunun başında yeni bir yaratış başlıyor, özgür sevişme, içgüdünün kamçısı altında, daha kadın olmamış bu kızların karnını şişiriyordu.”

“Asla bitmiş bir şey yok, her şeyin yeniden başlaması için bir parça mutluluk yeter.”

“Hiçbir şey bitmedi, her şeyin başlaması için biraz mutluluk gerek.”

“Çok defa aldatmamak fırsat bulamamaktandır.”

“Özgür oldukları söylenerek işçiler bir kenara atılmıştı, evet, onlara açlıktan ölme özgürlüğü tanınmıştı, onlar da bu özgürlüğü doyasıya yaşıyorlardı.”

“Yeraltı servetleri de, yerüstü servetleri gibi tüm ulusun malıydı; ama iğrenç bir ayrıcalık, bunların teke­lini işletmelere veriyordu.”

“Ebedi yoksulluk, hayvan gibi çalışmak, boğazlanıp yünü kırpılan koyun kaderi, bütün acılar, kuvvetli güneş ışığı altında eriyip gidiyordu. Ve göz kamaştırıcı bir nur gibi adalet gökten iniyordu.”

“Ben aptal gibi hayaller kuruyor, herkesin mutlu olduğu bir dünyayı görür gibi oluyordum. Sözün kısası, bulutların arasındaydım! Ve sonra insan tekrar çamurun içine düşünce beli kırılıyor… Bunlar doğru değildi, orada insanın görmek istediklerinden bir teki bile yoktu. Var olan sadece sefaletti, ah! gırtlağına kadar yoksulluk…”

“Etienne: “… baban hırsızlık ettiğini duysa kimbilir neler yapardı?”
Jeanlin: “Burjuvalar, bizden daha iyisini çalıyor. Benim, Maigrat’tan aşırdığım ekmeği, o bizim sırtımızdan kazanmıyor mu?”

“İçinde bulundukları yüzyıl sona ermeden yeni bir devrim, hem de bu kez işçi devrimi olacak, toplum temelinden sarsılıp yıkılacak, sonra onun yerine daha temiz, daha adil bir toplum kurulacaktı.”

“O konuştukça çember yarılıyor, bu zavallı insancıkların dünyasına açılan delikten azıcık ışık sızıyordu. Sonu gelmeyen yoksulluklar, hayvanca çalışmalar, koyun sürüsü gibi yalnız yününden değil, beylerin keyfi istedi mi canından bile oluşlar, bütün bu felaketler, kızgın güneş altında eriyen kar gibi bir anda yok oluyordu ve adalet perisi gözleri kamaştıran bir aydınlık içinde gökten yere iniyordu.”

“Kendinize özgü malınız mülkünüz olduğu ve kentsoylulara duyduğunuz kin yalnızca onların yerine geçip kentsoylu olabilme hırsından geldiği sürece, mutluluğa layık değilsiniz.”

“Yüz yıldan beri, servetin artmasından, işçiye makul pay mı verilmişti? Bir de özgürsünüz deyip, onlarla alay etmişlerdi.  
Doğru, açlıktan ölmekte serbesttiler. İş başına geçtikten sonra, eski ayakkabıları kadar bile yoksulları düşünmeyen ve rahatına düşen maceraperestler için oy vermek karın doyurmuyordu.”

“Şiddet hiçbir zaman başarılı olmamıştır, dünyayı tek bir günde yeniden kurmanın imkânı yoktur. Size her şeyi biranda düzelteceklerini söz verenler, ya birer yalancı veya birer namussuzdurlar!”

“Bu kadar zavallı insanı öldürmek burjuvalara şans getirmeyecekti. Bundan dolayı bir gün mutlaka cezalarını göreceklerdi…..
Askerler, işçilere ettikleri gibi patronlara ateş edeceklerdi. Ve eğer Tanrı yoksa bile, onların intikamını almak için yeni bir Tanrı doğacaktı…”

EMİLE ZOLA

Devamına yorumlar kısmına sizlerde ekleme yapabilirsiniz. Burası herkesin sayfası, herkesin her konuda ekleme yapabileceği bir sayfadır.

Bir cevap yazın